Ana Sayfa > Kıbrıs

Kıbrıs Adası'nın kısa bir tarihçesi


Zürih'teki esaslara göre, İngiltere Başbakanı H. Macmillan'ın da katıldığı yeni toplantılar sonunda, 19 Şubat 1959'da "Londra Antlaşması" adı verilen anlaşma imzalandı.

    Antlaşma Türk, Yunan ve İngiliz başbakanlarından başka Türk Toplum Lideri Dr. Fazıl Kü­çük ve Rum Toplum Lideri Makarios tarafından da imzalanmıştı.

    Bu antlaşmaya göre İngiltere adadan çekiliyor ve Kıbrıs, iki toplumlu bağımsız bir cumhuriyet oluyordu.

    Anlaşmaya uygun anayasa 14 ayda hazırlandı. 6 Nisan 1960'ta taraflarca imzalandı. 15/16 Ağustos gecesi "Kıbrıs Cum­huriyeti" resmen ilan edildi.

     Bu anayasaya göre, devlet ve hükümet başkanı Rum, yar­dımcısı ise Türk olacaktı ve bunlar kendi toplumları tarafından se­çilecekti. Hükümet, 7'si Rum, 3'ü Türk bakandan oluşacaktı. Dışiş­leri, savunma ve güvenlik konularında veto hakkı vardı.

     Cumhuriyet Meclisi, 35'i Rum (%70), 15'i Türk (%30) olmak üzere 50 kişiden oluşuyordu.

      Cumhuriyetin resmi dili Yunanca ve Türkçe olacaktı.

     Devlet memurluklarının %70'i Rum, %30'u Türklere verilecekti. 2.000 kişilik bir ordu ve 2.000 kişilik polis ve jandarma kuvveti kurulacak, oran %60 Rum ve %40 Türk olacaktı.
20

       Hepsinden önemli olarak İngiltere, Türkiye, Yunanistan'ın garantör oldukları bir de ayrı "Garanti Antlaşması" imzalanmıştı. Buna göre Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve güvenliği, her 3 devletin ortak sorumluluğuna veriliyordu.

      An­cak 'Topluca ve uyum içinde davranmanın imkansız olacağı" du­rumlarda "Ancak bu antlaşma ile belirtilen esasları tekrar yerine getirmek koşuluyla" herhangi bir garantör devlet yalnız başına ha­rekete geçebilecekti.

    Kıbrıs Cumhuriyetinin, Cumhurbaşkanı Rum, (Başpiskopos Makarios), Yardımcısı Türk ( Dr. Fazıl Küçük) olmak üzere se­çildiler. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti; % 70 Rum, %30 Türk hâkimiyeti üzerine kurulmuştu. Türkiye, İngiltere ve Yu­nanistan'ın garantörlüğünde kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde ye­ni devletin savunmasını yapmak üzere bir Kıbrıs Ordusunun ku­rulmasına karar verilmişti.

        Bunlardan başka Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında bir de "Askeri ittifak Antlaşması" imzalandı. Bu antlaş­maya göre, 950 kişilik Yunan ve 650 kişilik Türk askeri adaya gönderilecek ve Kıbrıs ordusunun eğitimini de üstleneceklerdi.

      Kıbrıs ordusuna Türklerden ve Rum­lardan nüfus oranlarına göre personel alınacaktı. Eğitimleri yap­tırmak üzere yine nüfus oranlarına göre, kontenjan alayları ola­rak Türkiye'den ve Yunanistan'dan birer alayın Lefkoşa'da konuşlandırılmasına karar verilmişti.

     
Türk kontenjan alayı 650 kişilik mevcutla 1960 yılında Kur. Alb. Turgut Sunalp komutasında, Mağusa limanından adaya çı­karak Lefkoşa'da Ortaköy bölgesine konuşlandırıldı.

     Yunan alayı 1093 kişilik mevcutla Lefkoşa'da Yerolokko bölgesine konuşlandı. Ancak kurulan Kıbrıs ordusu kısa sürede Yunanlıların kontrolünde gelişerek Türklere karşı bir tehdit un­suru olmaya başladı.

    Kıbrıs Ordusu, 1955 yılından itibaren Yu­nanistan'ın Kıbns'a sahte kimlikler ve çeşitli hüviyetler altında soktuğu Yunan Subaylarının kontrolüne girerek RMMO olarak teşkilatlandı.

   Barış harekâtından sonra, ele geçen bir Yunanlı Yüzbaşının, daha 1956 yılında adaya öğrenci kimliği ile giriş yaptığını gösteren pasaport .


   Artık Kıbrıs'ta silahlar susmuş, anlaşma olmuştu.

     Nihayet, adaya huzur geri gelmişti. Daha doğrusu öyle görü­nüyordu. O kanlı, gerilimli günler geride kalmış, unutulmuş, mutlu günler başlamıştı. EOKA, Enosis, sömürge yönetimi yoktu, bunla­rın hepsi sanki geride kalmıştı.

       Fakat ne çare ki bu pek uzun sürmedi. Siyasi hırslar, Megalo İdea'nın yarattığı Enosis şeytanı kafalardan atılamamıştı.

   Böyle düşünenler için Londra Antlaşması ve yeni cumhuriyet bir yenilgi değil, hedefe giden uzun yolda bir taktik değişiklikti. Üstelik bu se­fer İngilizler bertaraf edilmiş ve düşman bire indirilmişti: Kıbrıslı Türkler ve Türkiye.

     Makarios, düşüncelerini daha ilk günden itibaren, hiçbir çe­kinme duymadan açıkça söylemeye başlamıştı. Londra Antlaşması'ndan bir buçuk ay sonra, 1 Nisan 1960'ta Cumhurbaşkanı Lefkoşa'da şöyle demekteydi:

    "Zürih ve Londra Antlaşmaları umut ve isteklerimizi tam olarak gerçekleştirememiştir. Bugün 50'nci yıldö­nümünü kutladığımız şanlı özgürlük mücadelemiz bize bağımsızlığımız için gerekli en ileri kaleleri sağlamıştır.

     Kesin zaferi sağlamak üzere bu kalelerden başlayarak mücadeleye devam edeceğiz."

    Makarios, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ikinci yıl dönü­münde, 15 Ağustos 1962'de Kykko Manastırındaki Vaazında din­leyicilerine "Kıbrıslı Rumların EOKA kahramanlarının başlattığı işi tamamlamak için harekete geçmeleri gerektiğini ve mücadelenin yeni bir şekil altında sürdüğünü ve hedefe ulaşıncaya kadar da süreceğini" söylüyordu.

     Makarios'un İçişleri Bakanı EOKA'cı Yorgacis aynı tarihte "Kıbrıs'ta Rum olmayan, Rum gibi düşünmeyen ve kendini sürekli Rum gibi hissetmeyen kimselere yer yoktur" diye konuşmaktaydı.

    1961'li Yıllar  ve Rum Gizli Ordusunun Kurulması

    Rum Gizli Ordusu 1961'in ilk aylarında örgütlemeye başlamıştı. Bunların çekirdeğini EOKA militanları oluşturuyordu.

    Yunanlı subaylar tarafından eğitiliyorlardı. 1963 Aralığında ise mevcutları 10.000 kişiye ulaşacaktı. Silahların büyük çoğunluğu Yunanistan'dan gizli yollarla sağlanıyordu.

     Makarios, ayrı belediyelerin taksim yönünde bir adım oluştu­racağını düşünüyor ve bunu engelliyordu.

     Makarios, dış dünyaya ve BM'deki temsilcisi eliyle BM'ye "Bu anayasa ile ülkeyi yönetmenin olanaksızlığını" empoze etmeye çalışmaktaydı.

    Akritas Türkleri yok etme Planı 

     Üstelik, Türklerin henüz "Akritas Planı" denen Rum gizli pla­nından da haberleri yoktu. Makarios'un direktifi ile 1961'de Yorgacis, Tassos Papadapoulos ve Glafkos Klerides tarafından hazırlanan bu plan "Şef Akritas" kod adı ile imzalanmıştı.

     Akritas Planının özeti şöyleydi:

1.   Zürih ve Londra Antlaşmaları tatmin edici ve adil olmadığı gibi, adadaki toplumların hür iradelerini de yansıtmamak­tadır. Bu bakımdan antlaşmaların Kıbrıs sorununu çöz­mediğini yaymak ve dünya kamuoyunu buna inandırmak.

2.   Bu antlaşmalarla Rumlara haksızlık yapıldığını anlatmak, her ne kadar iki toplumun birlikte yaşaması mümkünse, de yabancıların güvenmesi gereken esas unsurun Türkler değil, Rumlar olduğunu belirtmek.

3.   Anayasanın değiştirilmesinin şart olduğunu yaymak ve gayelerinin, anayasanın bazı maddelerini değiştirmekten öteye gitmediğini herkese inandırmak.

4.   Buraya kadar olan dönemde başarı kazanılınca, Türklere anayasa değişiklik önerilerini bildirmek.

5.   Türkler bu önerileri kabul ettikleri takdirde Zürih ve Londra Antlaşmalarını bir kenara itecek, yani Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgisini sağlayan garanti ve askeri ittifak anlaşmalarını or­tadan kaldıracak girişime başlamak.

    Türkler bu önerileri kabul etmedikleri takdirde silahlı bir oldu bitti ile anlaşma­ları ortadan kaldırmak. Bu oldu bitti süratle yapıldığı tak­dirde Enosis'i ilan ederek Yunan ordusunu adaya davet etmek.

6.   Bütün bunları, 1965'te yapılması öngörülen genel seçim­lerden önce gerçekleştirmek.

     1963'lü Yıllar Makarios’un Şeytani Planları

     Makarios 30 Kasım 1963'te "Devletin işlemesini kolaylaştır­mak ve toplumlar arası sürtüşmelerin nedenlerini ortadan kaldır­mak maksadıyla" anayasa değişikliğini içeren 13 maddelik öneri­sini garantör devletlere ve Türk Toplumu Başkanlığı'na gönderdi.

Önemli bölümleri şunlardı:

Cumhurbaşkanı ve yardımcısının veto hakları kalkacaktı.

Meclisin Kıbrıslı Rum Başkanı ile Kıbrıs Türk Başkan Yardım­cısı, kendi milletvekilleri tarafından değil, meclisin tümü tarafından seçilecekti.

Bazı yasalar için meclisin Rum ve Türk temsilcilerinin ayrı ayrı çoğunluğu koşulu kaldırılacaktı.

Belediyeler ayrı değil müşterek olacaktı.

Kıbrıs Rum Toplum Meclisi gibi Türk Toplum Meclisi de ken­disini feshedecekti.

Daha önemlisi olarak Makarios, garanti ve askeri ittifak ant­laşmalarının da feshedilmesini istiyordu.

Kıbrıs Türk Toplumu, Makarios'un önerilerini derhal reddetti. Türkiye Başbakanı İnönü de 6 Aralık 1963'te Türkiye'nin ret ceva­bını verdi.

                                     Aralık 1963 Katliamları

    Senaryonun ilk uygulaması 20/21 Aralık 1963 gecesi oldu. O gece Lefkoşa Türk kesiminde evlerine gitmekte olan kadınlı erkek­li bazı Türkler arabalarından indirilerek silah aramasına tabi tutul­dular.

    Türklerin itirazı üzerine Rum polisler kalabalığa rastgele ateş açtılar. Olay yerinde 2 Türk öldü. Bazıları da yaralandı.

    Ertesi sabah Rum polisler Lefkoşa Türk Lisesi'nin önünden geçerken, öğrencilerin protestosu üzerine açtıkları ateşle 2 öğren­ciyi yaraladılar. Gece Atatürk Anıtı kurşunlandı. 22 Aralık'ta ça­tışmalar yoğunlaştı. İki taraftan da ölenler ve yaralananlar oldu.

   Eski silahları ve sınırlı imkanları ile Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) yani mücahitler, ağır silahlarla donatılmış Rum Gizli Ordusu ve sözde Devlet Güvenlik Kuvvetleri olan Rum polislerine karşı dövüşmekteydi.

     Sonraki günler, çarpışmalar diğer şehirlere ve köylere de ya­yıldı. İlk gün Türklerin kaybı 6 ölü ve 50 kadar yaralıyı buldu. Reuter ajansı dünyaya haberi "Kıbrıs'ta bir harp patlamıştır. Mey­dan çarpışmaları devam ediyor" diye veriyordu.

    Köyler daha da feci durumdaydı. Rum çeteleri dağınık Türk köylerindeki zayıf direnişleri kırarak önüne geleni öldürüyor, yakı­yor, yağmalıyordu.

                              Nisan 1964 Türk Kayıpları

Olayların yatışır gibi olduğu Nisan 1964 başlarında durum Türk toplumu için çok kötü görünüyordu. 4 aylık süre içinde Türk­ler 364 kişi kaybetmişlerdi. Rumların kaybı ise 176 idi.

    Boşaltılan köyler dolayısı ile göçmen duruma düşenlerin sayısının 25.000 ki­şiyi bulduğu tahmin ediliyordu. Türk köyleri ve kentleri tam bir Rum kuşatması altındaydı. Üstelik bir de ekonomik abluka altın­daydılar.

     Sonuç olarak kanlı Noel çağrışımları, gözardı edilemeyecek derslerle doludur. Yaşanan trajedi, Rumların Kıbrıs'ta Türklere hiçbir hak tanımama kararında olduklarının kanlı bir şekilde kanıtlanmasıdır.

     Makarios'un felsefesi bugünkü Rum liderlerince de yaşatıl­maktadır.

                        Katil Grivas’ın Erenköy Katliamları
   
     8 Ağustos 1974

     Grivas gücünü bir kere de Erenköy'de kanıtlamak istedi. Erenköy'e taarruz için büyük bir kuvvet topladı bölgede. Hedef Erenköy ve Türklerin Akdeniz'e dökülmesiydi. Adanın her yerin­den Rumlar Türklerin Akdeniz'e dökülmesini görmek için buldukla­rı her türlü araçla Erenköy bölgesine geldiler. 8 Ağustos'ta Rumlar taarruza başladılar.

                  Rumların 1967 Kasım Katliamları

     1963 Kanlı Noel'inde başlayan ve 8 ay sonra Erenköy sava­şıyla sona eren kanlı Rum saldırıları artık durmuştu. Türkler silahlı çarpışmalarda fazla ezilmemişlerdi. Ancak Londra Antlaşması ile elde ettikleri hakları ellerinden gitmiş, küçücük yerleşik birimlerin­de sıkışıp kalmışlardı.

     General Grivas, adaya döndükten sonra, Yunan Genelkurmayı'nı ve adadaki eski EOKA'cılarm desteği ile tüm muhafız gü­cünü elinde toplamış, Makarios'un Türkler’e ekonomik ambargo uygulayarak  Enosis'e ulaşmak fikrinin karşısında yer almıştı. Ona göre böyle bir uygulama, işi uzatır ve kangren haline getirirdi. Bu iş ancak kestirmeden bir baskınla ve silahla çözümlenebilirdi.

     Grivas dikkati çekecek derecede ve hızla güçlenmekteydi, 950 kişilik Yunan alayı dışında 20.000 Yunan askeri getirtmiş, 10.000 kişilik Rum Milli Muhafız Birlikleri'ni de kendi emrine almış­tı. Bu kuvvetler, otomatik silahlar, topçu ve zırhlı araçlarla dona­tılmıştı.

     Türkler de boş durmuyordu. Gizli yollardan, Türkiye'den hafif silah ve cephaneyi getirmekte, örgütlenme ve eğitimlerini sürdür­mekteydiler.

    Türk Mukavemet Teşkilatı'nın (Mücahitler) eğitimli kuvvetinin 5.000 kadar olduğu tahmin edilmekteydi.

     21 Nisan 1967'de Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu'nun orduda bazı tasfiye hareketlerine başvurması üzerine, Albay Papadapulos liderliğindeki albaylar bir darbe ile hükümeti devirerek iktidarı ele geçirmişlerdi.

    Askeri cuntanın yayınladığı hü­kümet programında Enosis'i gerçekleştireceği hususunda imalar vardı.

     Cuntanın Grivas'ın yanında olup, Makarios'a karşı olacağı sezilmekteydi. Bütün bunların devamında, gücünü ve yetkilerini arttıran Grivas'ın milli muhafızları, cüretlerini daha da arttırmışlardı. Olaylar sıklaşmış, Türkler üzerinde Rum tecavüzleri ve baskıları çoğalmıştı.

                                    31 Ekim 1967
                       Rauf Denktaş’ın Yakalanması

    Kıbrıs Türk Toplum lideri Rauf Denktaş Türkiye'den gizlice gelmiş, adaya çıkarken Rum polisi tarafından yakalanıp tutuklan­mış, bu durum adada tansiyonu iyice yükseltmişti. Makarios 1964'ten beri Denktaş'ın Kıbrıs'a girmesine izin vermiyordu.

    Denk­taş yanında arkadaşları Nejat Konuk ve Erol İbrahim olduğu halde 31 Ekim 1967 gecesi bir motorla gizlice Anadolu güney kıyıların­dan hareketle Karpas yarımadasına çıkmış, motorcunun yanlış yere yanaşması sonucu yakalanmışlardı. Türkiye'nin baskısı so­nucu Makarios, 12 Kasım'da Denktaş ve arkadaşlarını Türkiye'ye iade edecekti.
                                         
                                       15 Kasım 1967

                  Rumlar’ın  Boğaziçi ve Geçitkale Katliamları

     15 Kasım 1967'de beklenmeyen bir şey oldu. Rumlar, bir sü­redir devam eden sürtüşmeleri bahane ederek Mücahitlerin sa­vunduğu Boğaziçi ve Geçitkale köylerine saldırıya geçtiler. Saldırı Grivas tarafından hazırlanmış ve sabah taarruzdan önce, Türk köyleri top, havan ve roket ateşi ile hedef gözetmeksizin yoğun ateş altına alınmıştı.

     Bu saldırıda 24 Türk şehit edilmiş, birçoğu da yaralanmıştı. Ardından yağma ve talana başlayan Rumlar, köy , imamını da üzerine gaz dökerek yakmışlardır.

      17 Kasım 1967'de Türk Hükümeti doğrudan Yunan Cunta Hükümeti'ne aşağıdaki ültimatomu verdi:

a.   General Grivas derhal adayı terk etmelidir.

b.   Askeri İttifak Antlaşmasfnın öngördüğünden fazla olan bütün Yunan askeri çekilmelidir.

c.   Kıbrıslı Rumlar silahtan arındırılmalıdır.

d.   Kıbrıs Rum Hükümeti, Boğaziçi ve Geçitkale'ye yapılan saldırıda ölenler için tazminat ödemelidir.

e.   Kıbrıslı Türklere uygulanan tüm ekonomik önlemler kaldı­rılmalıdır.

f.   Kıbrıslı Türklere herhangi bir taarruzun yapılmayacağı ko­nusunda garanti verilmelidir.

    Amerika'nın Yunanistan'a olağanüstü baskısı altında Yunan Askeri Cuntası boyun eğmek zorunda kaldı.. Yine Amerika'nın baskısıyla Türk askeri yarı yolda durdurulup geriye döndürüldü.

   Bundan sonra toplumlararası görüşmeler devam etmeye baş­ladı. Rauf Denktaş, 4 yıldan fazla süren bir ayrılıktan sonra 13 Ni­san 1968'te Kıbrıs'a döndü ve büyük bir coşkuyla karşılandı.

   3 Haziran 1968'te Denktaş ile Klerides arasında başlayan barış gö­rüşmeleri uzun süre bir sonuç alınmadan sürüp gitti.

                     Makarios'un Türkleri Eritme Politikası;

    Makarios, İngilizlerin 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kuru­lurken Yunanistan'a gönderdikleri Alb. Grivas'ı tekrar Kıbns'a davet etti ve 1963 yılından itibaren Türklere karşı geniş çaplı ey­lemleri başlattı. 16

     Bununla da kalmadı Kıbrıs Türklerinin aynen Giritte olduğu gibi topyekun imhasını sağlamak üzere İçişleri Bakam Polikarpos Yorgacis'e AKRİTAS planını hazırlattı.

     Makarios başlangıçta Grivas ile aynı düşüncede olup, Kıb­rıs'taki Türkleri toptan imha etmeyi planlıyordu.

     Ancak; 1963,1964 ve 1967 olaylarında Türk hava kuvvet­lerinin müdahalesini ve Türkiye'nin antlaşmalardan doğan ga­rantörlük hakkını kullanma konusundaki kararlılığını görünce, politikasını değiştirerek, Kıbrıs Türk Toplumunu kendi rızasıyla adadan uzaklaştırmak için çeşitli yollara başvuruyor, işsiz bırak­tığı Türk gençlerine İngiltere'de, Avustralya'da işler ayarlıyor, uçak biletini vererek, sanki Kıbrıs Türk'üne yeni bir hayat kazandırıyormuş gibi adadan irtibatını kesiyordu.

     Eğer Kıbrıs Türk'lerinden kendi rızaları ile adadan ayrılma­yanlar ve direnenler olursa, onlara karşı eritme politikası uygu­luyordu. Kıbrıs Cumhuriyetinin yönetim kademelerinde, turizm işletmelerinde ve limanlarda türkler daima ikinci planda tutulu­yor, az ücret veriliyor ve en kötü işlere sürülüyorlardı.

    Ziraat ko­nusunda da durum aynı idi. Yan yana iki tarladan, Rum'a ait olan tarla sulak ve verimli, Türk'e ait olan tarla çorak ve verim­siz idi. Araştırıldığında görülür ki; Kıbns'da yer altı sulan az ol­duğundan su çıkarma, izine bağlıdır.

   Rum Ziraat odası, Türk'e kuyu açma izni ve suyu çekecek motopomp'u ve gübresini ver­mez, yetiştirdiği cılız ürününü'de değerlendirmezdi. Amaçları; Kıbrıs Türkünün tarlasını Rum'a satmasını ve adayı terk etme­sini sağlamak, Türk'ü buna mecbur bırakmaktır.

    Osmanlı'dan kalan Türk tapuları Rumların eline geçtikçe ve çoğunluk sağlanınca Dünya kamuoyunun önünde Ada'nın sahi­binin Rumlar olduğu iddia edilecek ve Megali İdea'nın hedefi olan Kıbns çatışmasız Yunan toprağı olacaktı.

    Cumhurbaşkanı Makarios; Türkleri, Kıbrıs'dan, asimile poli­tikası ile eriterek veya canından bezdirerek kaçırmak suretiyle yok etmek üzere her yolu deniyor ve Enosis hedefinden asla vazgeçmiyordu.

     Yunanistan'ın Adaya gönderdiği EOKA tedhiş ve terör ör­gütünün lideri olan Alb. Grivas ise; Girit'te olduğu gibi Türkleri bir oldu bitti ile saf dışı ederek, direnirlerse katlederek, Kıbns'ı Yunanistan'a derhal ilhak etmek istiyordu.

     Çünkü; Grivas hem kalp hastası hem de prostat kanseri idi. Enosisi gerçekleştirmeden ölmek istemiyordu. Biran önce Türkleri yok etmek istiyordu. Bu fikrine karşı gelenleri de kim olursa olsun hainlikle suçluyor ve öldürülmesini emrediyordu.

     Halbuki Makarios sabırla, uzun vadede Enosis hedefine ulaşmak istiyordu.
                          
Makarios, Kıbrıs Türk’ünü sinsice eritmek, asimile etmek, di­ninden ve Türklüğünden vazgeçmeyenleri canından bezdirerek adayı terke mecbur etmek suretiyle Kıbrıs'ı önce bir Rum adası yapmayı, sonra Enosis'i gerçekleştirmeyi planlıyordu. Bu yüz­den, Makarios'la Grivas’ın arası açıldı.

     Grivas'la daha doğrusu Yunanistan'la Enosis'in uygulanma­sındaki metot konusunda anlaşamadılar. Rumlarda iki başlı li­derlik söz konusu oldu.

         27 Ocak 1974

      Grivas, 27 Ocak 1974 günü Limasol'da kalp krizinden öldü. Karlıdağ (Torodos)'daki Manastıra gömüldü. EOKA'cılar Gri­vas'ın Makarios tarafından öldürüldüğüne inanmışlardı.

     Grivas'ın yerine, EOKA lideri olarak, Grivas'ın sağ kolu sa­yılan Nikos Grigorius Sampson geçti. Sampson adını Eski Yu­nan Kuvvet ilahından almıştı.     

     Nikos  Sampson  ; 1963 yılında Lefkoşa'da Türklerin yaşadığı Küçük Kaymaklı ve Kumsal bölgesini ve birçok Türk köylerini basmış silahsız ve masum Türkleri kadın, çocuk demeden acımasızca katletmiştir.

      Sampson, Şubat 1964'de, sahibi olduğu Mahi (Savaş) gaze­tesine, Mısır'dan Yunanistan bandıralı "Ayios Dimitrios" isimli gemiyle, Matbaa malzemesi adı ile silah getirmiş, Magosa lima­nında çalışan Türk işçilerinin uyanıklığı sayesinde, vinçten dü­şürülen sandıktan mermi ve silahlar ortaya çıkmıştı.

   Magosa Li­manında Rum Polisi ve RMMO nün sıkı kontrolü olmasına rağ­men; traktörü kullanan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)'na bağlı cesur bir mücahit, Rum polisinin "Dur!" İhtarlarına ve ateş etmelerine aldırmayarak treylerine yüklü silah ve cephaneleri sur içine yani Türk bölgesindeki Sancak Karargâhına getirip teslim etmiştir.

     Nikos Sampson'un Türkleri katletmek için Ada'ya gizlice sokmaya çalıştığı silahlar, TMT sayesinde 10 yıl sonra Magosa'nın savunmasında Türklerin hayatını kurtaran silahlar olmuş­tu.

     EOKA Lideri olarak Makarios'a şiddetle karşı olan Sampson, Grivas'ın ölümünden Makarios'u sorumlu tutmuş, Mahi ga­zetesinde Grivas'ın Makarios tarafından öldürüldüğüne dair de­ğişik haberler yayınlayarak EOKA'cılarla Makarios'cuların ça­tışmalarını yoğunlaştırmıştır.

     Bu yayınlardan sonra, ikiye ayrılan Rum toplumunda, hemen her gece patlayıcı maddeler atılmış, karşılıklı bombalama ve kurşunlama eylemleri görülmüştür. 

  Sever,a.g.e.,s.20.

Kalelioğlu,a.g.e.,s.16.

Sever,a.g.e.,s.25-26.

A.g.e.,28-30.

Kalelioğlu,a.g.e.,s.17-19.

          20 TEMMUZ 1974 ÖNCESİ GENEL DURUM

    Haziran 1974'te, önce Makarios'un ve yandaş basının iddiala­rına göre Yunanlı subaylar tarafından her an bir darbe yapılabile­ceği ihtimalleri üzerinde duruluyordu.

             16 Haziran 1974

    Makarios, Yunan cuntasına Karşı

    Makarios, Yunan cuntasının pek yakın bir gelecekte adada bir hükümet darbesi yaparak kendisini uzaklaştıracağını ve adayı Yunanistan'a bağlayacağını 16 Haziran 1974 günü resmen ilan et­ti.

    Sosyalist ve Komünist Partililerin desteği ile Türk ve Yunan baskısından kurtulmanın çarelerini aramaya başladı.

     Buna paralel olarak Türklere uygulamakta olduğu ekonomik baskıyı artırmıştı. Türklerle ilgili planlarını ileri tarihlere ve kendisi için kesin olan asıl tehlikeleri önlemesine yönelmiştir.

Bu tehlikelerle ilgili olarak şu tedbirlere başvurmuştur:

•    YEEF (Rum Milli Muhafız Ordusu) karargahı ve komuta heyetindeki Yunanlı subayları adayı terke zorlamak veya emrine almak.
•    Rum toplumunu Yunan subayları aleyhine çevirmek.
•    Kendisine bağlı yedek polis teşkilatını güçlendirmek.
•    Polis ve memurlar arasındaki muhaliflerini temizlemek.
•    EOKA-B örgütünü kanun dışı ilan etmek.
•    Geniş çapta arama ve tutuklamalar yapmak
•    EOKA-B'nin kanlı olaylarını halka açıklamak.
•    EOKA-B için Atina'dan her ay 100.000 Kıbrıs Lirası gön­derildiğini açıklamak.
•    Atina'nın her yıl büyük miktarlarda parayı cunta taraftarı sağcı kuruluşlara gönderdiğini açıklamak.
•    Kanun dışı ilan ettiği EOKA-B'nin cunta tarafından yöne­tildiğini belgelere dayanarak açıklamak.

     Makarios'un, EOKA-B örgütünü kanun dışı ilan ederek örgüt mensuplarının teslim olmaları için belirli bir süre tanıması, esasen Rumlar arasında var olan sağ-sol çatışmasını iyice alevlendirmiştir.

     Makarios, Haziran ayında yedek polis teşkilatını harekete ge­çirerek, EOKA-B'li avına girişmiş ve geniş çapta tutuklamalarla bu örgütü etkisiz hale getirmiştir.

    Rum Milli Muhafız Ordusu'nu (YEEF) da tam olarak kontrol altına almak gayesiyle ordunun Yu­nanlı subaylardan oluşan Genelkurmayına savaş açmış, yedek subayların askere alınması ve eğitilmesi konusundaki yetki an­laşmazlığını istismar ederek, Yunanlı subayların adadaki etkisini bitirmek istemiştir.

    Bu maksatla bir seri tedbirler almış ve Yunan cuntası Cumhurbaşkanı Fedon GİZİKlS'e 2 Temmuz 1974 tari­hinde yazdığı mektupta:

     "RMM Ordusu'nun 20.000 kişilik mevcudunun 10.000 kişiye, 24 aylık askerlik süresinin ilk aşamada 18 aya, bilahare 12 aya indirildiğini bildiriyor ve Yunanlı subaylardan oluşan 650 kişilik komuta heyetinin geri çekilmesini" talep ediyordu.

         Makarios bunlara ilaveten cuntayı tehdit ederek "Ben Yuna­nistan'ın Kıbrıs'a atanmış valisi değilim. Şu anda sadece Kıbrıs'ın değil tüm Elen'lerin de yegâne meşru lideriyim. Bana buna göre muamele ediniz" demiştir.

     Makarios, bütün bu istekleri için 20 Temmuz'a kadar süre ve­rirken, bir taraftan da güvenilir adamları aracılığı ile, sürgündeki Yunan kralı ve Karamanlis ile temas sağlayarak, "Sürgündeki meşru Yunan Hükümeti'ni Kıbrıs'ta kurma" hazırlığına başlıyordu.

     Olaylar bu şekilde gelişirken, Rus elçisi onun baş danışmanı olarak her an yanında bulunuyordu. Rusya Kıbrıs'ın bağımsızlığı ve Makarios'un güvenliği konusunda Yunanistan'ı uyarıyor ve Makarios'a teminat veriyordu.

   Amerika ise, Türkiye ve Yunanis­tan'a karşı Makarios'a teminat vererek Süveyş Kanalı'nı temizle­yen özel görev kuvvetinden 1.500 kişilik bir kuvvet ile temizleme çalışmalarında kullanılan bir kısım helikopterleri geçici barınak temini karşılığında adaya sokuyordu. Böylece Türkiye'nin adaya müdahalesi güçleşecekti.

    Cunta'nın ömrünün gittikçe kısaldığını gören Makarios'un tu­tumu, Yunanistan'ın uzlaşma çabalarını sonuçsuz bırakıyor, Cun­ta çok güç durumda kalıyor ve Makarios yönetimine karşı bir hü­kümet darbesi söylentileri giderek kuvvet kazanıyordu.

    15 Temmuz 1974 RMM Ordusu’nun Makarios’u yok etmeğe Çalışması  

    Yunanistan'daki Cunta, Cumhurbaşkanı Makarios'a karşı, 15 Temmuz 1974 sabahı, Nikos Sampson liderliğinde, RMMO’na bir darbe yaptırdı.

     Makarios'un yedek polis kuvvetlerini kısa sürede tasfiye eden, RMMO, adaya gizlice sokulmuş Yunan birlikleri ve EOKA'cılar, asıl hedefleri olan Türkleri de, bir oldu bitti ile, saf dı­şı etmek üzere, 17 Temmuz 1974'den itibaren Kantonal Türk bölgelerine yığınak yapmaya başlamışlardır.

      Nihayet RMM Ordusu 15 Temmuz 1974 sabahı saat 07.30'da operasyona başlamış, Makarios'un sarayını tank ateşine tutmuş, Yedek Polis Teşkilatı'nı ezmeye ve solcu avına başlamıştır. Polis merkezleri ve karargâhlarını, devlet dairelerini ele geçirmiş ve Makarios'un öldürüldüğünü radyodan ilan etmiştir.

    Yapılan tebliğ­de, Kıbrıs Elen Cumhuriyeti'nin kurulduğu ve MAHİ gazetesinin sahibi sağcı milletvekili Nikos SAMPSON'un cumhurbaşkanlığına getirildiği bildirilmiştir.

    Kıbrıs Yunan Cuntası aslında RMM Ordusu, Genelkurmay Başkanı General PAPADAKİS ve Yunan Kontenjan Alayı'nın eski komutanı Albay KANDİLİS'in emrindeydi.

   Rum radyosu, yapılan hareketin Rumların bir iç sorunu oldu­ğunu, Türklerin can ve mal güvenliğinin garanti edildiğini belirtir­ken Yunan Alayı istikametinden birkaç havan mermisi atılmıştır.

    Bu olay Barış Gücü kanalı ile şiddetle protesto edildi ve hemen TMT ve K.T.K. Alayı'na "Takviyeli Alarm" verildi.
   
          15-19  Temmuz 1974

     15-19   Temmuz 1974 günleri, Cunta'nın adayı tamamen kontrol al­tına alma faaliyetleri ile geçti.

                         Makarios İngiltere’ye Kaçıyor

    15 Temmuz 1974 akşamı, Makarios'un sağ olduğu, önce TRODOS'lara ve arkasından da BAF'a kaçtığı öğrenildi. 17 Temmuz 1974 günü BAF'ta kurulan bir İngiliz vericisinden Kıbrıs Rumları'na seslenerek mücadeleyi sürdürmelerini ve faşist SAMPSON yönetimine karşı direnmelerini isteyen Makarios aynı gün adayı terk ederek İngiltere'ye kaçıyordu.

    Bu sırada, adadaki kanlı çarpışmalar devam ediyordu. Maka­rios'un yedek polisleri solcu EDEK Partisi'nin lideri LİSSARİDİS'in vurucu güçlerine karşı başarı ile karşı koymalarına rağmen, Makarios'un eski polis komutanı PANDELİDİS, radyoda ağlamaklı bir sesle konuşarak "direnmenin bırakılmasını" emrediyordu.

    Ger­çekten 18 Temmuz günü, RMM Ordusu (YEEF) kontrolü sağla­mak için kışlalarından çıkarak adaya tamamen dağılmış ve inisi­yatifi tamamen ele geçirmişti.

   Yunan Kontenjan Alayı da darbeye bilfiil katılarak, Lefkoşa Havaalanı ile Lefkoşa ve Omorfo'dan ha­vaalanına gelen yolları kontrol altına almıştı.

    19 Temmuz 1974 günü çarpışmalar durmuş ve Cunta, ada­daki konumunu sağlamlaştırma faaliyetlerine yönelmişti.
   
  19  Temmuz 1974

   Aynı gün, ABD elçisinin Nikos SAMPSON'u ziyareti büyük etki yarattı ve Ba­rış Gücü başlangıçtaki tutumunu değiştirerek yine RMM lehine fa­aliyete başladı.

Sever,a.g.e.,s.30-33.

Kaynak: http://kibrisbarisharekati.com/kibrisTarihi.html

GENEL BAŞKAN

Hüseyin Emre ALTINIŞIK
Atatürkçü Düşünce Derneği
Genel Başkanı

Atatürk Resimli Hediyelikler
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Radyo




TRT TÜRKÜ




T
TRT NAĞME

Atatürk Siteleri

İşte Atatürk.com



Atatürk İnkilaplari.com



Önerilen Siteler
Ana Sayfa | Sözleri | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar
CH