ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ      ETKİNLİKLER      GÜNCEL HABERLER   
 
Ana Sayfa > Kadınlara Siyasi Hakların Verilmesi


Kadınlara Siyasi Hakların Verilmesi 03.04.1930

 

Kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği konusunda geçen asırdan itibaren batı ülkelerinde ve toplumlarında yoğun mücadelelerin verildiği ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere' nin bu mücadelelerin en şiddetlilerini yaşadığı bilinmektedir.Ülkemizde, gerek Osmanlı İmparatorluğu ve gerek Cumhuriyet döneminde kadınlarımızın kendi hakları konusunda,batı ülkelerindekine benzer şekilde mücadele ettiklerini söylemek mümkün değildir. Ama biz kadınlara birçok batı ülkesinden daha evvel bu hak Atatürk tarafından verilmiş ve hatta adeta sunulmuştur.Cumhuriyet Dönemi ve Kadın Hakları teokratik bir devlet yapısının ve kadın haklarının kısıtlı olduğu bir toplum düzeninin olduğu Osmanlı İmparatorluğu' ndan, kadın-erkek eşitliğinin kabul edildiği modern Türkiye Cumhuriyeti' ne geçiş, bir çok devrimler ile mümkün olabilmiştir.Bu devrimler içinde, kadınların erkekler ile eşit toplumsal varlıklar olarak toplum içinde yerlerini almaları bir uygarlık aşamasıdır ve Atatürk Devrimleri' nin en önde gelenlerinden birisidir.1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren ve Türk kadınlarını "şeriat" zincirinden kurtaran Medeni Kanun ile, Türk kadınına bin yıl evvel kaybettiği hakların iade edilmesinin temeli oluşmuştur. Artık kadın güçlenmeye, kişiliğini bulmaya başlamış ve erkeğinin yanında sosyal faaliyetlere katılmaya hazırdır. 

Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Haklarının Verilmesi 

Medeni Kanun ile erkeklerle eşit haklara sahip olan Türk kadınına, 3. TBMM tarafından 3 Nisan 1930' da kabul edilen bir yasa ile belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. 1931 yılında da Türk kadını ilk kez tıp dünyasında varlığını göstermiş ve ilk kadın cerrahımız çalışmaya başlamıştır.4 Mayıs 1931' de ilk toplantısını yapan IV. TBMM tarafından 26 EKim 1932' de kabul edilen bir yasa ile Türk kadınına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı tanınmış; ertesi yıl da, 8 Ekim 1934' de kabul edilen ve 5 Aralık 1934'de yürürlüğe giren bir başka yasa ile kadın-erkek eşitliği alanında bütün haklar, "Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı" nın tanınmasıyla verilmiş oluyordu. Atatürk' ün Kadın Hakları Konusundaki Görüşleri ve Gerçekleştirdikleri, bugün dünya aydınlarının ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı 'nın yaymaya çalıştığı kadın hakları ile ilgili görüşler, Atatürk tarafından çok önceleri dile getirilmiş ve çoğunlukla da uygulama alanına sokulmuştur. Atatürk, Cumhuriyet' in ilanından dokuz ay önce Şubat 1923 'de şöyle demiştir: 

"Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı işlemezse, o sosyal toplum felçlidir." 

Atatürk, çağdaş bir düşüncenin ürünü olan bu sözleriyle kadının toplumdaki yerini belirlemiştir. Atatürk' ün Türk kadınına beslediği sevgi ve saygı, Kurtuluş Savaşı' ndaki gözlemleri ile iyice perçinleşmiştir. 1923 yılında Konya' da yaptığı bir konuşmada, bu hissiyatını büyük bir içtenlikle dile getirir.

"Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim, diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim."
Kaynak: http://www.ataturkinkilaplari.com/am/58

İlk kadı milletvekilimiz satı kadın
 
          “Ankara'da yakıcı bir yaz günü idi”
“Bu çorak iklimin kavurduğu yüzünde bronzlaşmış Türk kadının en bariz ifadelerini taşıyan, bir Türk anası…” Satı Kadın (Satı Çırpan)
          Türkiye'nin ilk kadın milletvekili Satı Kadın (Satı Çırpan) Kazan Köyündendir. Atatürk tarafından Türk kadınına örnek olması için Satı Kadın Meclisin ilk kadın milletvekili olarak seçilmiştir.
26 Ekim 1933 tarihinde, 18 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 442 sayılı Köy Kanununda yapılan değişiklikle kadınlara, muhtar ve ihtiyar meclisi seçimlerinde oy kullanma ve seçilme hakkı tanınır. Satı Kadın da bu kanun değişikliğinden yararlanarak Kazan köyüne muhtar seçilir.
          Satı Kadının muhtar olması ile birlikte hayatında yeni bir sayfa açılır. Artık yöneticidir, sorumluluk sahibidir. Köyün işleri ile ilgilenecek, geleni gideni karşılayacak, devlet yöneticileri ile muhatap olacak, nahiyede yapılacak tören ve etkinliklere katılacaktır.
          Satı Kadının muhtar olması ile birlikte hayatında açılan yeni sayfaya en büyük not, 1934 yılı sıcak bir Temmuz gününde düşülür. Düşülen bu not, onun adının dünyaca duyulmasının başlangıcı olur.
          1934 Yılı Temmuz ayında Atatürk’ün Kızılcahamam üzerinden İstanbul’a gideceği haberini alan Halkavun Nahiye Müdürü, hemen köylere haber salar.  Çünkü Atatürk Kızılcahamam’a giderken Halkavun Nahiyesinden geçecektir. Satı Kadın da bu haberi alır ve kendince hazırlıklarını yapar. Karşılama günü de en güzel elbisesi olan, halen torunlarınca saklanan bindallısını giyer, görenleri hayran bırakan gümüş işlemeli kemerini beline takar ve törene katılır.
16 Temmuz 1934 günü Atatürk Kızılcahamam’a gitmek üzere Ankara’dan ayrılır. Halkavun Nahiyesi’nde de hazırlıklar yapılır. Bir gölgelik kurulur, yerlere halılar serilir, masa konur ve köylerden gelen halk ile birlikte Nahiye yöneticileri Atatürk’ü beklemeye başlarlar. Atatürk mahiyetindekilerle birlikte otomobil ile gelir:
Satı Kadın, M. Kemal Atatürk ile ilk karşılaşmasını şöyle anlatır:
"Bir gün gelip de saylav (Milletvekili) olacağım aklımdan bile geçmezdi.Pederim köyde ihtiyardı (muhtardı). Sonra yerine ben ihtiyar oldum. Gücüm yettiği kadar çiftçilik yapıp geçiniyordum. Silahım, tabancam ve bıçağım vardı. Asker zamanında köyün inzibatına ben bakardım. Kadınların içinde ilk defa ben resmen ihtiyar oldum.
          Bundan bir yıl kadar evveli ‘Atatürk Kızılcahamam’a doğru geçiyor’ diye haber aldım. Hemen köyü temizlettim. Evleri badana ettirdim. Atı çektirdim. Bir şalvar, bir cepken, bir poşu, bir değnek alınca bizim köyün yarım saat ötesinde Halkavun Nahiyesine vardım. Ahali toplandık, Ata’nın gelmesine durakladık. Durakladıktan elli kamyonlar geldi. Atatürk geldi. Geldikten kelli eline vardım. Şapadanak öptüm. Ata’nın eli bana guzu eti gibi tatlı geldi.
Atanın yanında kalakaldım. O bana baktı, ben ona baktım. Bir de şöyle döndüydüm. Köylüler ayran yapmışlar emme vermeye cesaret edememişler. Ben goştum, hazırlanmış bardağı gapınca Atama verdim. Ayranı içtikten kelli Atam bir bana baktı, bir de döndü Müdür Beye (Bucak Müdürüne) baktı. Müdür Bey benim için Ataya “Kazan Köyünün Muhtarıdır.” dedi.
Atam bana sordu:
- “Muhtar mısın?” dedi.
- “Muhtarım Atam.”
“Hoşnut musun?”
“Hoşnudum, Atam.”
“Adın ne?”
- “Bana Kara Mehmet kızı Satı derler Atam.” dedim.
Bunun üzerine makineyi (Otomobili) yürüttüler. Eline vardım ancak bir toka yapabildik.
          S. Arif Terzioğlu, Satı Kadın ile Atatürk’ün karşılaşmasını “Yazılmayan Yönleriyle Atatürk” adlı kitabında şöyle anlatır:
“Ankara’da yakıcı bir yaz günü idi. Atatürk beraberinde arkadaşları ve yaverleri olduğu halde Kızılcahamam’a giderken, Kazan Köyü yakınlarında durmuş ve otomobilinden inmişti. Köyün kadını, genci, yaşlısı, ihtiyarı köylerinin içinden geçen, şosede duran bu yabancı konukları görünce hep koşuştular. Kimi su seyirtti, kimi ayran, bunlardan biri, güğümünden aktardığı soğuk ayranı Ata’ya uzattı:
-“Bir soğuk ayran içer misiniz,” dedi.
Bu çorak iklimin kavurduğu yüzünde, bronzlaşmış Türk kadınının en bariz ifadelerini taşıyan, bir Türk Anası idi. Böğrüne sıkıştırdığı kundağı biraz daha bastırdıktan sonra, sağ elindeki ayran bardağını uzattı, bekledi. Ata’sı, ayranı kana kana içmiş ve biran durakladıktan sonra ona: -“Senin kocan kim?”diye sormuştu!
Köylü kadını, yüzü tunçlaşmış, elleri nasırlı bir Türk Anası, Ankara’nın kendine has şivesi ile kocasının Sakarya harbinde boğazından yaralanmış bir cengaver olduğunu söyledi.Ata bir soru daha sordu:
“Ne zaman doğdun?”
- “1919’da Atatürk Samsun’a çıktığı zaman doğdum.”
Ata, bir an düşündü. Yıl 1934 idi. Kadının bu ifadesine göre 15 yaşında olması lazım gelirdi. Hâlbuki karşısındaki kadın 25 yaşlarında görünüyordu, tekrar sordu:
- “Nasıl olur!”
Evet, nasıl olurdu. Bu Satı Kadın hiç tereddütsüz, o her zamanki nüktedan haliyle ve memleketin işgal altında geçirdiği acı yılları ima ederek:
- “Evet, Paşam, ondan evvel yaşamıyordum ki!”
Bu espiri Ata’yı bir hayli düşündürdü. Ayrılırken yaverine kadının ismini ve adresini not ettirdi. Daha sonra biz Satı Kadını Büyük Millet Meclisine giren ilk kadın milletvekili olarak görmekteyiz.”
Satı Kadın, milletvekili olması ile ilgili süreci şöyle anlatır:
     “Aradan birkaç ay geçti (Atatürk ile karşılaşmasından sonra). Bir gece yarısı köye bekçi geldi ki. Seni nahiyeden bölük kumandanı istiyor diye .... Ayağıma mestlerimi çektim. Elime bir değnek aldım. Bir yanıma bekçiyi, bir yanıma köyden bir gonşuyu aldım yola çıktık. Nahiyeye vardık. Bölük Kumandanı bana:
-“Biz seni kariya (köy) muhtarlarının başına reis yapacağız” dedi.
-“İyi ya olurum,” dedim. Hökümetin emrine kellem bile feda olsun.
Oradan atlara bindik köyümüze döndük. Birkaç gün geçtikten sonra köylüler ellerinde gazete ile geldiler. Beni namzet (aday) göstermişlermiş. Yirmi gün sonra da iki candarma gelip, beni aldılar. Atıma bindim, heybeye ekmeğimi goydum. Eşi dostu Tanrıya ısmarlayıp, Ankara Hacıbayram önüne indik. Üç gün sonra beni İsmet Paşa Enstitüsüne götürdüler, buluzlar, elcikler (eldivenler) çoraplar, potinler verdiler. Sonra da meclise varıp yemin ettikten kelli mebusluğa başladım. İreyislik dedikleri meğer mebusluk imiş.
          Ankara’nın kenarında iki katlı bir ev duttum. Mahsus apartuman dutmadım ki köylülerim: “Bizim Satı Ankara’ya varınca bizleri unuttu, burnu büyüdü” demesinler diye... Benim heç boş vaktim yoktur. Her gün her saat  köyümden beni görmeye gelirler. Kiminin gözü ağırır, kimi ciğerini gösterir. Hepsini alıp hastane, hastane dolaştırırım. Dertlerine deva ararım. Kapım akşama kadar herkese açıktır.
Meclise vardığımda Ziraat Encümeninde çalışırım. Çok işimiz var. Allah devlete millete zaval vermesin. Ulu Atatürk’ümüze de uzun ömür versin. O olmasa köylü Satı’yı Meclisin önünden bile geçirmezlerdi. O geldi de Satılar adam yerine geçtiler. Mebus bile oldular. Bin yaşasın Atatürk’üm.”
          1938 yılında halkevinde verilen bir müsamerede Satı Kadın, bir köylü gurubunun içeri alınmadığını görür. Sebebini sorduğunda kapıdaki görevli “Efendim bugün milletvekillerinin günü” der. Bunun üzerine Satı Kadın köylüleri göstererek:
“Bunlar milletin vekilleri değil, asıllarıdır” diyerek yana çekilir ve köylülere yol gösterir.

Kaynak: http://www.ankahukuk.com/index.php?option=com_myblog&show=lk-kadin-vekl-sati-kadin-qatanin-el-guzu-et-gb-datligeldq.html&Itemid=65

GENEL BAŞKAN
Günün Kitabı

9 Eylül 1922 İzmir Hükümet Konağı'ndan
yunan Bayrağını indirip Yerine,
ŞANLI TÜRK BAYRAĞINI DİKEN
Kahraman ŞERAFETTİN YÜZBAŞI'NIN
Kahramanlık Hikayesi
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
Radyo




TRT TÜRKÜ




T
TRT NAĞME

Atatürk Siteleri

İşte Atatürk.com



Atatürk İnkilaplari.com



Önerilen Siteler
Atatürk İzmir Kemalpaşa Resimleri
Atatürk
Anasayfa | İletişim | G.Başkanlarımız | Demokrasi Şehitleri | Tüzük | Atatürk | İlkeleri | Hakkında Söylenen | Kurduğu Kurumlar | Kurtuluş Savaşları | Kadın Kahramlar | Uğur Mumcu 24 Ocak 1993
CH